Yarına çıkacağımızın garantisi olmadan yirmi yıl sonrasına bir mektup bırakmak geliyor içinden bugün. Yaşamın dörtte üçünü geçirmiş biri olarak soracağım sorularımı bugün sana. Ama öncesinde bugünden biraz bahsetmek istiyorum. Her şeyi uç noktalarda yaşadığımızı düşündüğümüz 2020 yılında birçok şey ters gidiyor diyebilirim.

İnsanlık adına güven istatistiğinin çok aşağılarda olduğu bir zamandan yazıyorum. Koşacakken takılıp düşmekten değilde birilerinin çelme takıp yuvarlamasından korkarak yazıyorum. Takılsam kalkar aynı şekilde koşmaya devam ederim diyorum aynı azimle. Çelme takılıp yuvarlanmak o azim duygusunu kırıyor insanda.

Bugün karamsar biri olarak yazmıyorum bu mektubu. Aksine her şeye rağmen umutlu biri olarak yazıyorum. Fakat genel anlamda ileriye dönük düşüncelerimiz köreltildiği için, kör bir insan ne kadar görüyorsa o kadar görerek yazıyorum sana. 2040 aydınlık mı ? Yoksa daha mı karanlık soruyorum.

Bir salgın popüler bu aralar. Adına Covid-19 (korona) deniliyor. Çin’de başlayıp tüm dünyayı esir almış durumda. Evlerden çıkamadığımız, çıktığımızda insanlardan uzak maskeli bir şekilde geçiriyoruz günlerimizi. Zaten kopmaya başlayan aile, arkadaş bağları, “lütfen kopmasın” diye dua ettiğimiz halatın incecik bir teli kalmış gibi yüreği ağzımızda bekliyoruz salgın sayesinde.

Ülke olarak uğraşımız sadece salgın ile değil. Siyasi olaylar da had safhada karışık ilerliyor. Bir yandan Suriye bir yandan Libya’da askeri mücadele veriliyor. Yüzyıllardır ülkende gözü olanlar aynı titizlikle hatta daha yoğun bir şekilde uğraşıyor ülkemizle. Bu konuda bir değişiklik olduğunu sanmıyorum bu yazıyı okuduğunda. Gelişmekte olan en önemli ülkelerden biriyiz. Soruyorum 2040’da hala aynı mıyız, yoksa gelişmiş ülkeler arasında yerimizi aldık mı?

Bir şeyler 2040 yılında daha düzgün olsun diye mücadeleni veriyorsun bu zamanlarda. Kpss gibi hayatın şekillenmesine yön verecek bir sınava mezun olduktan tam dört yıl sonra başlayalı beş ay oldu bugün. Bir yandan çalışıyor bir yandan hazırlanıyorsun. 2040 yılında yirmi üç yıllık evli yirmi iki yaşında bir kız babası olarak en çok sevdiğin mesleği yapıyor musun? Diye sorsam ya güleceksin bu yazıya ya hüzünleneceksin iç çekerek.

Merak ettiğim bir konu daha var yirmi yıl sonrasına dair. Teknoloji…

Vay be !! Bu da oldu diyerek, her seferinde teknolojinin sonu gelmiş gibi tepkiler verdiğimiz fakat her seferinde bir öncekinden daha inanılmaz icatlarla karşımıza çıkan insanoğlu teknoloji konusunda tıkandı mı? Yoksa tahmin bile edemeyeceğimiz yeni oluşumlara imza atıldı mı? Hayatımızda çok büyük öneme sahip olan teknolojiyi kendi çapında kullanıyorsun bu yıllarda. 48 yaşına biri olarak halen devam ettiriyor musun bu alışkanlığını ya da boş vermiş bir şekilde hayatını klasik orta yaşlılar gibi mi geçiriyorsun? 🙂

Her şeyden daha önemlisi, her konuda donanımın çok önemli olduğunu düşünüyor ama çok eksiğimin olduğunu biliyorum. Yaşın tecrübe konusunda önemli olduğunun bilincindeyken, bilgi sahibi olmanın tecrübelere dayandığını düşünmüyorum. 48 yaşında şimdikinden daha tecrübeli olacağım kesin fakat daha çok donanım sahibi misin? Biliyorum kimse kabul etmez cehaleti ama öz eleştiri yapacak olursak, eğer o donanımı elde edememişsen boşuna geçirmişsin bunca zamanı. Şayet o donanımı az da olsa elde edebilmişsen daha çok elde edebilmek için mücadeleyi asla bırakmamalısın.

Dilerim 2040 senin için şimdikinden daha huzurlu, daha güvenli ve daha mutlu olur.